
N’olur Rabbim! Şu biricik ânımı ebedin rüzgârlarına kat ve beni Sana daim yakın eyle! Yalnız Seninle kalmakla kalabalıklaştır beni! Bir secdede biriktir varlığımı! Beni Sana açılan ellerimde çoğalt! Beni Sana karşı fakir olmakla zenginleştir! Kendimi… Sende unutayım ve öylece kapansın gözlerim ve öylece çözülsün ellerim. Dilim öylece sussun ve tenim öylece çamura katışsın ve bu mürekkep lekeleri kısacık vuslatımın hatırası olsun. Unutulmasın sözlerim; unutkanlar unutulacaklarını hatırlasınlar diye… ”
Senai Demirci/Dar Kapıdan Gecmek
Sende “Yusuf’un tuzağı”na değer bir şey var mı?
Yusuf dedi: “Biz metaımızı kimde bulursak, onu alırız…” [Yusuf, 12/79]
Güzellerin eline geçmek istiyorsan, o güzellere layık bir dane olmalısın. Hakk ki kendini “tuzak kuranların en hayırlısı” ilan etti, Yusuf’un ağzından bize böyle seslendi. Kıssada Yusuf’un tuzağının bir parçasıydı bu sözler.. Kardeşi Bünyamin’i yanına alabilmek için, yükleri arasına “bizim metaımız” dediği bir eşya yerleştirdi. Böylece Bünyamin kardeşlerinden temyiz edilecek, o alınacak, kardeşleri bırakılacaktı.. (daha fazla…)

Sözüm bana yetmiyor.
Sen sözüm yokken de işittin beni.
Avazım derdime yetişmiyor.
Sen sesim çıkmazken de dinledin beni.
Çağrışım dudağımda kalıyor.
Sen kalbim yokken de sevdin beni.
Yakarışım Senin işitmenden utanıyor
Sen söylemesem de anlarsın beni.
Sözüm bitti.
Sesim kesildi.
Kabul eyle beni.
Senai Demirci
Bir narçiçeğine yürüdüm mevsimler boyu
bir çöl yorgunluğu çöktü üstüme
bir vaha sekinesi indi kalbime
kuyunun dibindeyim, kervanlar bulsun istemem
gömleğim kanlar içinde
köle pazarlarında satıldım ya
sensiz geçer akçem yok aşk mezadında
ah benim devletim, benim ömrüm
merhaba
ben, Yusuf, sınanmış bir kalbin sahibiyim
şöyle buyur, bu kalp senin efendim
şimdi ben, YUSUF, tut ki Mısır’a azizim, efendiyim
boynumdaki künyede hala vasfım yazılı: Züleyha’ya köleyim…”
Nazan BEKİROĞLU (Yusuf & Züleyha)
Yine bekleyiş yine bir hareketlilik bir kıpırdama bir sızlanma benden habersiz yine hangi vurgunlara gebesin kalbim. Sanırım yine bir göç. Bu göç beni hangi dağlara hangi denizlere savuracak, başımı hangi kayalara vurduracak.
Yapma ey kalp çıkma bedenimden vücuduma ruhuma aklıma hükmetme. Etme kalbim bu bedenden ayrılma yar olmayacak yine sevdiğin kişi. Asileşme kalbim acı çekmek istemiyorum. Düşünmek istemiyorum düşünmekten bıktığımı düşünmeyi istemiyorum.
Bak Dilim razı değil yeni birine sevgili demeyi ellerim kabul etmiyor yeni bir elleri. Yapma, etme bu kötülüğü bana unutamadım beni varlığıyla varlığımı, yokluğuyla varlığımın yokluğunu hissettiren o canı, hala aklımdan atamadım onun gülüşlerini kendi gülmelerimden. Biliyorum sende hala unutamadın zavallı kalbim sana kızmıyorum sana kızamıyorum senden vazgeçemiyorum bırakma beni terk etme bu bedenimi. Bırakırsan sensiz sabahlarım sabah, akşamlarım akşam mı olur sanırsın? Saatlerim saat, senelerim sene, baharlarım bahar mı olur mu bir anlam mı taşır sensiz bunlar?
Bütün hayatımın manaları sana yüklemiştim sen demek dünyam demekti sen demek Allah’ı hatırlamaktı.
Bırakma dedim sana kalp aha da bıraktın manasız kaldım neyse kalp yolun açık olsun umarım benim sevdiğimden çok sevilirsin umarım benden daha çok değer veren birini bulursun. Umarım daha iyi bir bedenin kalbiyle birleşip iki ayrı bedenin tek kalbi olursun.
Her şey rağmen aşk olsun…
Mehmet Adın
…
“Yusuf” yazdı Züleyha,sayfanın ortasına.Hala hitaptaydı kalemi,bir satır ileri geçemedi.
Bir satır ileri geçsem hitaptan,dedi,yanacağım.Ses verdi içinden bir ses:”Yan o zaman,yan o zaman!”
Züleyha devam etti:
“Ah benim Yusuf’um,ah benim,ah/senim,dedi,başka bir şey diyemedi.”
Züleyha Yusuf’a bir mektup yazmaya başlayınca “Yusuf “diye başladı,”Yusuf ” diye bitirdi.Gördü ki hitaptan öteye geçemedi.Anladı ki aşkın namesinde ser-nameden öte kelam yok.Ve Züleyha’nın lügatinde “Yusuf”tan öte sözcük yok.
“Yusuf,dedi,kelamım artık sende hükümsüz.Ama kelamımın hükümsüz kaldığı bu yerde beni küçümseme.Bil ki kelamdan da ötede sadece ah var,ah ki dünya onun üzerinde durur,gökkubbe onun hararetiyle döner..”
Züleyha’nın gülümsemesi (daha fazla…)
B
ir çok razılık bir çok başlangıç, bir çok aşma bir çok aşkınlık. Versede vermesede Rabbinden razılığın sırrına vakıf olan hakikat-i Züleyha’ya Bismillah!
Kapına biri gül bırakıyor tanımadığın
Trafik birden açılıyor
Köprüden geçişte para almıyor gişedeki kadın
Bi o kadar yakışıyor üstüne siyah kazağın
Menekşe tutuyor köşe başında yalnızlığın
Sarı kanaryalar hep senin için kazanıyor
Ne de güzel geliyor insana sırtından vurulması insanın
Oğlum sana bir aşk değiyor
Bi yerinden bakınca nede keyifli hayat
Bi yerinden bakınca rahat
Oğlum sana bir aşk değiyor
Bundan sonrası tufan, talan, fırtına, bora, kar
Aşık-ı mecnun sensin mecnun’un ancak adı var
Oğlum sana bir aşk değiyor
Oğlum seni bir aşk sarıyor

Bir küçücük gül ile minicik bir bülbülün devasa aşkıdır bu.Asırlardır dillenen,dilden dile söylenen kah leyla,kah mecnun…
O minicik bülbül boyuna posuna,bir lokmacık etine ,buduna bakmadan semada gezinirken öyle bir koku duymuş ki; bir anda başı dönmüş ,kolu kanadı kırılmış.Gülün rayehasına meftun olup :”acep nerden gelir bu koku” diye semadan yere imiş.Uzu bir müddet çalıların otların arasında bu güzel sahibesini aramış durmuş.Bulamayınca da yanık yanık öterek sesini duyurmaya çalışmış.
Gül uzaklardan gelen bu hoş serencamları işitmiş.O da o güzeller güzeli sesin sahibine bir anda meftun olmuş.Rayehasından olabildiğince güzel kokuları rüzgarın peşi sıra savurmuş.Bülbül rüzgarın ardı sıra gelen bu güzel kokuları takib etmiş .
(daha fazla…)